23 Mart 2010 Salı

Sparta : Tüm Faşistlerin Örnek Modeli


MÖ 8. yüzyıl dolaylarında Lycurgus isimli biri tarafından askeri bir devlet olarak kurulduğu bilinen Sparta, tam anlamıyla bir savaş ve şiddet devletiydi. Sparta'da katı bir eğitim sistemi kurulmuştu. Buna göre devlet bireyden çok daha önemliydi. Dolayısıyla insanların yaşamı, devlete yararlı olup olmayacakları kıstasına göre belirleniyordu. Sağlıklı ve güçlü doğan Spartalı erkek çocukların yaşamları devlete adanırken, sağlıksız bebekler dağlarda ölüme bırakılıyordu. (Nazi Almanyası'nda da Spartalıların bu uygulamaları örnek alınmış ve Darwinizm'in de etkisiyle "sağlıklı ve üstün bir ırk" için sağlıksız olanların yok edilmesi gerektiği savunulmuştur) Sparta'da anne babalar oğlan çocuklarına yedi yaşına kadar bakmakla sorumluydular. Çocuklar bu yaştan 12 yaşına kadar 15 kişilik bir ekibin üyesi olurlar ve kurallara uymakta başarı gösterenler önderliğe seçilirdi. Çocuklar sadece spor yaparak vücutlarını güçlendirir ve savaşa hazırlanırlardı. Okuma yazma önemli sayılmaz, müzik ve edebiyata pek ilgi duyulmazdı. Çocukların öğrenmelerine ve söylemelerine izin verilen şarkılar, sadece savaş ve şiddet konularını içeren şarkılardı. (Mussolini ve Hitler'in 4 yaşından itibaren faşist eğitime başlattığı çocuklar da Spartalı çocuklar ile aşağı yukarı benzer eğitimlerden geçmişlerdir.) Faşizmin sanata, edebiyata ve eğitime önem vermeyerek, sadece savaşçı ruhlu insanlar yetiştirmesi, bir Sparta geleneğidir.

Sparta hakkında en detaylı yorumları yapan düşünürlerin başında, ünlü Yunanlı felsefeci Platon gelir. Platon, demokrasiyle yönetilen Atina'da yaşamasına rağmen, Sparta'daki faşist düzene hayran kalmış ve kitaplarında Sparta'yı örnek bir devlet modeli olarak göstermiştir. Platon'un bu faşist eğilimleri nedeniyle, 20. yüzyılın önde gelen düşünürlerinden biri olan Karl Popper, The Open Society and Its Enemies (Açık Toplum ve Onun Düşmanları) adlı ünlü kitabında, Platon'u açık toplumun ilk düşmanı ve baskıcı rejimlerin ilk ilham kaynağı olarak gösterir. Popper, Platon'un Sparta'daki bebek cinayetlerini bile soğukkanlılıkla savunduğunu anlatmakta ve onun "öjeni" kavramının ilk teorik savunucusu olduğunu şöyle açıklamaktadır:

[Platon'a göre] yönetici sınıfın kendisini üstün bir ırk olarak hissetmesi çok önemlidir. Platon "askerlerin ırkı saf tutulmalı" derken (ve böylece bebek cinayetlerini savunurken), o zamandan beri tekrar edilen ve hayvanları büyük bir dikkatle çiftleştirirken kendi ırkımızı ihmal ettiğimiz yönündeki ırkçı argümanı geliştirmektedir. (Bebek cinayetleri bir Atina uygulaması değildir, Platon bunun Sparta'da öjenik amaçlarla uygulandığını görmüş, bunun antik bir uygulama olduğunu ve dolayısıyla iyi olması gerektiğini düşünmüştür.) Bu prensiplerin, deneyimli bir hayvan yetiştiricisi tarafından köpeklere, atlara veya kuşlara uygulanan çiftleştirme yöntemi gibi, üstün ırkın yetiştirilmesi için de uygulanmasını istemektedir. "Eğer onları bu şekilde çiftleştirmezseniz, kuşlarınızın veya köpeklerinizin ırkının çabukça dejenere olacağını düşünmüyor musunuz" diye sorar Platon, ve sonra da şu sonuca varır; "bu prensipler insan ırkı için de geçerlidir". Yani bir askerden veya muhafızdan istenen ırksal özellikler, bir çoban köpeğinden istenen özellikler gibidir. "Savaşçı-sporcularımız... bekçi köpekleri gibi uyanık olmalıdırlar" demektedir Platon ve devam etmektedir; "elbette, bekçilik yapmak için doğal uygunlukları gözönünde bulundurulduğunda, cesur bir gençle iyi besili bir köpek arasında fark yoktur." (Karl R. Popper, The Open Society and Its Enemies, Vol I The Spell of Plato, London, Routledge & Kegan Paul, 1969, s. 51 )

Platon'un insanları bir hayvan türü olarak kabul eden ve "çiftleştirme" yöntemiyle insanların "evrimleşeceğini" ileri süren bu görüşleri, 19. yüzyılda Darwinizm'le birlikte yeniden dünyanın gündemine gelecek, 20. yüzyılda da Naziler tarafından uygulanacaktır. Bunu ilerleyen sayfalarda inceleyeceğiz.

Platon Sparta'daki modeli savunurken, faşizmin bir diğer yönünü, yani toplumun devlet tarafından büyük bir baskıyla yönetilmesini de savunmuştur. Platon'a göre bu baskı günlük hayata o kadar hakim olmalıdır ki, insanlar devletin emirleri dışında hiçbir şey düşünemez hale gelmeli, kendi akıl ve iradelerini tamamen bir kenara bırakarak, adeta beyinleri yıkanmış bir şekilde hareket etmelidirler. Karl Popper'in kitabının hemen başında faşist zihniyetin tam bir ifadesi olarak aktardığı Platon'a ait aşağıdaki sözler, faşist düzenin yapısını tarif eder:

En temel prensip şudur ki, erkek veya dişi olsun hiçbir kimse lidersiz olmamalıdır. Ve de hiç kimsenin zihni, bir şeyi kendi inisiyatifi ile yapmasına izin verecek şekilde düşünmeye alıştırılmamalıdır... En küçük konuda bile liderliğin yönetimi altında olmalıdır. Örneğin sabah kalkması, hareket etmesi, yıkanması veya yemek yemesi, sadece eğer bunları yapması emredilmiş ise gerçekleşmelidir. Tek kelimeyle, ruhunu öyle bir şekilde eğitmelidir ki, asla bağımsız olarak davranmayı hayal etmemeli ve bunu yapma yeteneğinden de tamamen yoksun hale gelmelidir. (Karl R. Popper, The Open Society and Its Enemies, Vol I The Spell of Plato, London, Routledge & Kegan Paul, 1969, s. 7 )

Bu düşünce ve uygulamalarıyla, Spartalılar ve Platon, faşizmin temel özelliklerini de ortaya koymuşlardır: İnsanları hayvan türü olarak gören bir anlayış, fanatik bir ırkçılık, savaşın ve çatışmanın yüceltilmesi, toplumun devlet baskısıyla ve "beyin yıkama" yöntemleriyle yönetilmesi...

Benzer faşizm uygulamaları, diğer bazı pagan toplumlarında da görülmüştür. Eski Mısır'ı yöneten Firavun'ların kurduğu sistem, bazı yönleriyle Sparta faşizmini andırır. Mısır Firavunları da güçlü bir askeri disipline sahip devlet sistemleri kurmuşlar ve bunu kendi halklarına baskı uygulamak için kullanmışlardır. Hz. Musa döneminde Mısır'ı zalimce yöneten Firavun -tarihi kaynaklarda II. Ramses olarak geçer- Sparta'daki bebek katliamlarını hatırlatan bir zalimlikle ülkesindeki tüm Yahudi erkek çocukların katledilmesini emretmiştir. Bu Firavun'un kendi halkına karşı uyguladığı fikri baskı da Platon'un tarif ettiği faşist baskı sistemini hatırlatmaktadır.