
Komünist Çin yönetimi, Doğu Türkistan halkını zorla çalıştırıp kazancına el koyduğu gibi, kendi vatandaşlarını da sistemin muhafazasını sağlamak adına sömürmektedir. Bir yanda düşünce suçluları ve tutuklular çalışma kamplarında sürekli çalıştırılmakta, bir yanda halk zorla kamu işlerinde çalıştırılarak kazançlarına el konulmaktadır. Hatta insanların fiziksel imkanlarından olabilecek son noktaya kadar faydalanılabilmesi için henüz ilkokul çağındaki çocuklar dahi kullanılmaktadır. Ürettiği müddetçe değeri olan insanın, komünist sisteme yarar sağlaması temel nokta olduğu için, üretimi gerçekleştirecek olanın yaşı, sağlığı, içinde bulunduğu koşullar önemli değildir. Bu durumda çocukların da kullanılması makul karşılanmaktadır. Çocukların kullanılması ile ucuz işçilik sağlanmakta, bu da Çin ekonomisi için ciddi bir gelir unsuru olmaktadır.
Çin okullarında hayvan beslenmekte, çiftlik işleri yapılmakta, terzilik yapılmakta ve hatta havai fişek üretilmektedir. Hatta zaman zaman çocuklar yaptıkları işler sırasında toplu olarak hayatlarını kaybetmektedirler. Bunun nedeni ise çoğu zaman çocukların, donanma fişeklerinin doldurulması, havai fişeklerin hazırlanması gibi kendileri için son derece riskli alanlarda çalıştırılmalarıdır. Nitekim 2001 yılında bu tarz bir çalışmanın yapıldığı Çin'in doğusunda yer alan Jiangxi eyaletine bağlı Fangling kasabasında yaşanan bir patlamada 50 çocuk ölmüş, bir çoğu da ağır şekilde yaralanmıştır. (Carol Divjak & James Conachy, Fifity Chinese Children Killed in School Fireworks Explosion, WSWS, 14 Mart 2001) 200 çocuğun öğrenim gördüğü bu okulda öğrencilerin derslerini çalışmak ve ödevlerini yapmak gibi sorumluluklarının yanı sıra diğer bir görevleri de Çin Donanması için donanma fişekleri ve havai fişekler hazırlamaktır. Okulun 13 yaşındaki öğrencisi Gao Yun, yaptıkları işi ünlü haber ajansı Reuters'a şöyle anlatmıştır:
Okulda havai fişek yapmaya dört yıl önce başladık, haftada bir veya iki kere bu işi yapmamız gerekiyordu. Daha büyük sınıflardaki öğrenciler barut doldurmak, küçük sınıflar ise fitilleri monte etmekle sorumluydular. Eğer daha fazla üretim yaparsak öğretmenlerimiz bize kurşun kalem veya defter hediye ediyorlardı. Ama belirtilen hedefi yerine getiremezsek, okul çıkışı eve gitmemize izin verilmiyordu. (Carol Divjak & James Conachy, Fifity Chinese Children Killed in School Fireworks Explosion, WSWS, 14 Mart 2001)
Öğrencileri bu derece tehlikeli bir işte çalıştırabilen komünist yöneticiler, patlamada hayatını kaybeden öğrencilerin ailelerini haberdar ederken de, "O kadar kötü bir olay değil, olayı bir tür aile planlaması gibi düşünün" (Carol Divjak & James Conachy, Fifity Chinese Children Killed in School Fireworks Explosion, WSWS, 14 Mart 2001) sözleri ile aynı duyarsızlığı sergilemişlerdir.
Çin'de insanların adeta birer makine gibi kullanıldığının, bu nedenle de sevgi, saygı, anlayış, hoşgörü, şefkat ve merhamet gibi insani değerlerin bir anlam ifade etmediğinin en çarpıcı örneği, Çin vatandaşlarının çalışmak zorunda bırakıldıkları koşullardır.
Çinliler sürekli aşağılandıkları, küçük düşürüldükleri, zor şartlarda çalışmaya mecbur bırakıldıkları, cezalandırılıp korkutuldukları çalışma koşullarını "yavaş yavaş intihar etmek" olarak tanımlamaktadırlar. Bunun nedenlerinden birisi Çin'de genel olarak iş ortamlarındaki sağlık koşullarının son derece kötü olmasıdır. Genelde sabah yediden gece yarılarına kadar çalışmak zorunda kalan işçiler, sağlıkları için gerekli tedbirlerin alınmaması nedeniyle çeşitli ölümcül hastalıklara da yakalanmaktadırlar. Ancak bunun da ötesinde, psikolojik olarak aşağılanmaları ve kendilerine adeta birer hayvan muamelesi yapılması çok daha büyük bir baskı oluşturmaktadır.
1998 yılında Avustralyalı araştırmacı Anita Chan'ın yaptığı bir araştırma bu ortamı detayları ile gözler önüne sermiştir. Chan araştırmasında, Guangdong eyaletinde bulunan Zhaojie ayakkabı fabrikasında çalışan 20 işçinin bir gazeteye yazdığı mektubu konu edinmiştir. Bir devlet ve özel sektör ortaklığı olan bu fabrikadaki koşulların detaylı olarak ele alındığı çalışmada, özellikle diğer eyaletlerden bu bölgeye getirtilen işçilerin yaşadıkları olaylara yer verilmiştir. Araştırmaya göre, fabrikanın 100'den fazla sürekli devriye gezen güvenlik görevlisi vardır ve göçmen işçilerin hiçbir şekilde fabrikadan ayrılmaları mümkün değildir. İşçilerden biri fabrikada yaşadıklarını şu şekilde aktarmaktadır:
Dayak yemek ve tacize uğramak her gün karşılaşılan doğal olaylardan biriydi. Bunun yanı sıra bir iskemlenin üstünde herkesin görebileceği şekilde ayakta durmak, yüzü duvara dönük olarak hatalarını itiraf etmek, diz üstü çömelmiş pozisyonda beklemek gibi cezalar da veriliyordu. Memurlar ve işçiler sabah yediden gece yarısına kadar çalışmak zorundaydı. Pek çoğu hastalanıyordu... Çalışma saatlerinde bir bardak su içmek için bile izin almak mümkün değildi. (Berly Maurice, A Glimpse of Working Conditions Being Created By Capitalism in China, WSWS, 11 Ekim 2000)
Unutulmamalıdır ki bu, sadece bu fabrikadaki yöneticilerin gaddarlığından kaynaklanan istisnai bir durum değildir. Başta Doğu Türkistan'da olmak üzere, Çin'in dört bir yanındaki fabrikalarda, iş yerlerinde benzer şartlar mevcuttur. Hemen herşey için kesilen para cezası da bu işyerlerinin özellikleri arasındadır. Cezaya sebep olan davranışlar arasında mesai sırasında gülmek ve konuşmak, oyalanarak yürümek, ışıkları açık bırakmak gibi maddeler vardır. Hatta işçilerin tuvalete gitme süreleri bile sıkı bir denetim altındadır. Günde iki defadan fazla tuvalete giden işçilerin iki günlük yevmiyeleri kesilmektedir. (Berly Maurice, A Glimpse of Working Conditions Being Created By Capitalism in China, WSWS, 11 Ekim 2000)
Komünist düzenin ayrılmaz bir parçası olan baskı ve şiddet, hayatın pek çok alanında olduğu gibi iş ortamlarında da asker ve polis gücü ile sağlanmaktadır. Şirket kurallarına uyulmasının sağlanması için elektrikli sopalar kullanan güvenlik görevlileri, yerel polis teşkilatları ile sıkı bir işbirliği içerisindedir. Bu şekilde çalışanların, çalışma koşullarını, ödenmeyen maaşlarını ve tazminatlarını protesto etmeleri de engellenmektedir.